6. His Kurumsal
 
Biz Kimiz?
Amaçlarımız
Değerlerimiz
Ekibimiz
Albüm
Kütüphane
İnsan Kaynakları
İletişim
Ana Sayfa
 
6.His'ten Haberler
 
6. His özel eğitim kurumları için bilgisayar otomasyonu geliştirdi.
23 Nisan'ı kutladık
2009 yılı sanatsal etkinliğimizi gerçekleştirdik
 
Hizmetlerimiz
 
Bireysel Eğitimler
Grup Eğitimleri
Aile Eğitimleri
Kardeş Eğitimleri
Fizyoterapi
Konuşma Eğitimleri
 
Örnek Formlar
 
Brifing dosyası örneği
Kaba değerlendirme
Öğretim sürecini değerlendirme
Son değerlendirme
Dönem sonu değerlendirme
 

 

 

 

DİKKATİN NÖROBİYOLOJİSİ
(Uzman Psikolog Ercihan KARADAĞ)

MÖ. 5. yüzyılda yazılmış, artık kaybolmuş bir el yazmasında Empedocles' in "Tanrının doğal merkezi her yerde olan çevresi hiçbir yerde olmayan bir daireye benzer" dediği yazılıdır. Empedocles'in öngördüğü her yerde olma durumu her şeyi kapsayan bir farkındalığı doğururdu. Hiçbir şey ihmal edilemez, hiçbir şeye daha ince bir şekilde odaklanılamazdı; bütün olaylar paralel olarak kaydedilir, her şey anında eyleme açık olur ve global olan odaklanılana eş olurdu. Bu tür bir her yerde olma durumunu karşılamakta yetersiz kalacak her şey uygun zihinsel yada harici olaylardan hangisinin bilinç ve eylemin dar kapılarına ulaşmada öncelik sahibi olacağına karar verme ihtiyacını yaratır. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174 )

Duyu organlarımız çevremizde ki olaylardan sadece bazılarına duyarlıdır. Bütün duyu organlarımızın duyarlı oldukları bir eşik değeri vardır ve bu değerin altında ve üstünde ki uyaranlar duyu organlarımız tarafından algılanamaz. Ancak bazı uyaranlar bu eşik değerleri içinde olsalar da fark edilemezler. Bunun anlamı da şudur, bizler duyu organlarımızı etkileyen her şeye birden dikkat edemeyiz. (Baymur, s: 123 ). İşte bu noktada dikkat, bu seçimi yürüten bir dizi işlemi tanımlamak için kullanılabilecek jenerik bir terimdir.

Birbirinin aynı olaylar önemlerine dair anlık ve geri dönüşümlü değişikliklere göre farklı yanıtlar ortaya çıkardığında dikkat modülasyonunun varlığından söz edilebilir. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174 )

Dikkat tanım olarak araştırmacıların anlaşmazlığa düştüğü, üzerinde tam olarak uzlaşamadıkları bir kavramdır. Dikkat kavramı konusunda farklı açıklamalar ve tanımlamaların olması dikkatin gerçekten de ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu ortaya koyar niteliktedir. Dikkat tanımlarında ki bu çeşitliliğin ve farklı görüşlerin sebebini dikkatin, sinir sistemi tarafından gerçekleştirilen ve bir çok mekanizmanın rol aldığı karmaşık bir süreç olmasından kaynakladığını söyleyebiliriz. Ancak bu çeşitlilik içerisinde en yaygın anlamıyla dikkati, çevredeki bir çok uyaran arasından o anki ihtiyaçlarımıza ve hedeflerimize uygun olana yönelme olarak tanımlayabiliriz.
Dikkat kavramı üzerinde ki farklı tanımlamalardan biri de psikolojik düzeydeki dikkat tanımıdır. Buna göre psikolojik düzeyde dikkat, işleme kaynakları ve yanıt kanallarının davranışsal önem kazanan olaylara tercihli olarak yönlendirilmesidir. Ayrıca dikkati bir sinir sistemi işlevi olarak düşündüğümüze göre bu durumda nöral düzeyde dikkati, nöral yanıtların davranışsal olarak önem kazanmış olaylara karşı seçicilik, şiddet ve sürelerindeki değişikliklerine karşılık gelen bir kavram olarak göstermek mümkündür. (Mesulam, 2000, s: 174 ).

İnsan dikkatinin kapsama alanı sayısız biyolojik kısıtlamaya tabidir. Duysal organların sahip oldukları optimum keskinlik ışınlarının darlığı, önem kazanan olaylara odaklanabilmek için yeniden yönlendirilmelerini gerektirir. İşlem kapasitesi kısıtlıdır ve belirli bir zamanda iç ve dış olayların sadece belirli bir kısmına odaklanmamıza müsaade eder. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174 ).

Bu sınırlamalar merkezi sinir sisteminde ki sınırlı işlem kaynakları için devamlı olarak bir yarışma hali yaratır. Daha küçük beyinli canlılarda seçme işlemini perifer organlar gerçekleştirir. Ancak gelişim seviyesi yükseldikçe periferde yapılan seçme işlemi merkezi sinir sistemine kayar. Bu süreç içerisinde sinaptik yollar, içinde bulunulan durum ve deneyimler uyarana karşı yoğun bir dikkat yada aldırmazlık durumu yaratır. ( Mesulam, 2000, s: 175 ).

Kişinin uyanık olduğu durumlarda çevre yada kendisi kaynaklı bir çok uyaranla karşı karşıya kalır. Beyinde üretilen geçmişe ait bellek izleri ve düşünce dizeleri mevcut halde yer alan uyaranlara ek kaynaklar sağlar. (Mesulam, 2000, s: 175 ).

Uyaran mekanının o anda önemli olan hedefleri başarmak için gereken kısmı ( bu hedefler kişinin açlığını doyurmasından veya daha yüksek bilişsel seviyede bir problemine çözüm yolları aramasından ibaret olabilir ) kişinin içsel ihtiyaçlarını, çevre şartlarını ve geçmişte edinilen deneyimlerini yansıtacak şekilde sürekli değişebilir. (Mesulam, 2000, s: 175 ).

Dikkat modülasyonları uyaran mekanının farkındalığın merkezini yakalayan kısmını seçerler ve artık en azından geçici olarak, çelinebilirliğin potansiyel kaynakları haline gelen diğer uyaranları dışta tutarlar. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 175 ).

Dikkat işlemi sırasında farklı algısal, bilişsel ve motor işlevlerin yerine getirilmesini sağlayan farklı beyin merkezleri vardır. Bu farklı beyin merkezleri dikkatin oluşmasında birlikte rol alırlar. Sinir sisteminin dikkat işlevi sırasında tam olarak görüş birliğine varılmış bir sınıflandırma olmamakla birlikte, dikkat için birbirinden görece bağımsız üç bileşen olduğu kabul edilir. Bunlar seçicilik, uyanıklık ve dikkatin denetimidir.

Seçici dikkati her hangi bir uyarıcının ayırt edici özelliklerinin farkına varılması olarak açıklayabiliriz. Başka bir tanımla seçicilik, çevremizden gelen uyaranların/duyusal enformasyonun seçici olarak işlenmesini ifade eder. Günlük hayatımızda çevremizden gelen bir çok uyarana maruz kalırız. Ancak bu uyaranların tamamına cevap vermek olanaksızdır. İşte bu durumda seçicilik devreye girer. Sinir sistemi ihtiyaçlarımız doğrultusunda ki uyarana odaklanmayı sağlarken bir yandan da bizim için önemsiz olan uyaranların ketlenmesini sağlar.

Dikkatin seçiciliği konusunda görüş bildiren araştırmacılardan biri olan Kolb, dikkati bilginin seçilmesiyle olduğu kadar aynı zamanda davranış repartuarının seçilmesiyle de yakından ilgili olarak görür. Kolb, seçiciliğin evrimsel olarak hem duyusal hem motor gelişimin ilerlemesi ile birlikte, beyin hacminin de artmasına bağlı olarak gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür. (Güneş, 2004, s: 81).

Seçicilik kavramı dikkat için çok önemli olmakla birlikte seçiciliğin tek başına ve rast gele gerçekleştiğini düşünmek de yanlış olur. Seçiciliğin amaçlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleşmesi için önemli olan ikinci bir bileşenin varlığından bahsetmek gerekir ki bu da denetim mekanizmasıdır. Denetim mekanizması bir uyarana dikkat etmeyi sağlayan, daha sonra ihtiyaç devam ettiğinde dikkatin sürekliliğini devam ettiren, ihtiyaç ve amaçlar değiştiğinde ise yeni ihtiyaçlara yönelimi sağlayan bir mekanizmadır. Bu denetim ise bir takım yürütücü işlevler tarafından gerçekleştirilir. Yürütücü işlevler dikkatin yöneltilip, faaliyetlerin izlenmesi, bilginin koordine edilmesini ve düzenlenmesini sağlayan sistemdir. (Güneş, 2004, s: 82 ).

Dikkatle ilgili önemli bileşenlerden bir diğeri ise uyanıklıktır. Sinir sisteminin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi sinir sisteminin uyanıklığıyla mümkündür. Uyanıklık kavramı, sinir sisteminin genel aktive durumu yansıtır ve gelecek uyaranlara karşı uygun bir şekilde aktive edildiğinde, uyarılabilir durumda olması anlamına gelir. Başka bir deyimle organizmanın uyku halinde olmaması gerekmektedir. Bunun dışında alkol, uyuşturucu madde ve bunlar gibi uyanıklığı yada bilinci etkileyebilecek maddelerin de kullanılmamış olması gerekir. Çünkü kişi uyanık olsa bile eğer alkol yada uyarıcı maddeler kullandıysa bu durumda sinir sisteminin gelecek uyaranlara karşı duyarlılığı azalacağından dikkat için gerekli olan uyanıklık halinin oluşmayacağını söyleyebiliriz. ( Güneş, 2000, s: 82 ).

Sinir sisteminin uyanıklığı ile ilgili başka bir işlev de yeni uyaranlar için tetikte olma hali yani vijilanstır. Vijilans yanıt vermeye hazır olmanın devamlılığı ve dikkatin korunması anlamına gelir.

Yeni uyaranlar için tetikte olma durumunun devam ettirilmesini ve dikkatin sürdürülmesine hizmet eden bu ağ, lokus seruleusun kortekse olan inputlarını içermektedir. Lokus seruleusun kortekse olan noradrenerjik inputları, uyanıklık durumunun sürdürülmesinde kritik role sahiptir. Buradan çıkan nöronlar beyindeki en diffüz bağlantılardan bazılarını oluşturur. Bu sistemin tek bir nöronu 250 000 'den fazla sinaps yapabilir ve aksonun bir ucu serebral kortekste iken bir diğeri serebellar kortekste olabilir. (Alıntı: Güneş, 2004, s: 87).

Vijilans dikkat mekanizması içerisinde önemli bir kavramdır. Öyle ki Weinberg kendi adını verdiği Weinberg Sendromu'na sebeb olarak uyanıklığı devam ettirme problemini göstermiştir. Weinberg Sendromu bir dikkat sorunudur ve, motor huzursuzluk ( kıpırdanma, esneme ve gerinme, konuşkanlık ) ile kendini gösteren uyanıklık ve tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk ve yorgunluk yakınmaları ile karakterizedir. Okuma gibi konsantrasyon gerektiren faaliyetlerde Weinberg Sendromlu çocuklarda hayal kurma, ilgi kaybı, sıkılma yakınmaları, ve giderek artan yorgunluk ortaya çıkmaktadır.

Dikkatin çalışması günlük yaşantının bir parçasıdır. Bir toplantıda bir çok ses/uyaran arasından sadece birine odaklanmak dikkatin işlevsel halde olduğunun bir göstergesidir.

Yönelim, araştırma, konsantrasyon ve vijilansı dikkatin pozitif yönleri olarak gösterebiliriz. Diğer taraftan çelinebilirlik, sebatsızlık, konfüzyon ve ihmal gibi durumları ise dikkat bozuklukları olarak söyleyebiliriz. (Mesulam, 2000, s: 175).

Bilinç, uyarılma, affekt, motivasyon, bellek ve algı gibi psikolojik kavramların da bir noktada dikkatle kesiştiğini söylemek mümkündür. Bu süreçler ile dikkat arasında ki ilişkiye baktığımız zaman bilincin içeriğinin seçici dikkatin hedefleriyle belirlendiğini görürüz. Diğer süreçler ve dikkat arasında ki ilişkilere baktığımızda, uyarılma, duygu durum ve motivasyonun dikkate etkisinin sezgisel olduğunu görürüz. Bazı araştırmacılar uyarılma ve dikkati pratik olarak eş görme eğiliminde olsalar da, bu durum tartışmalıdır, çünkü dikkat bozuklukları tamamen uyanık kişilerde ortaya çıkabilir ve ağrı ve korkuda olduğu gibi aşırı uyanıklık durumlarında dikkatin esnekliğini bozabilir. (Mesulam, 2000, s: 176 ).

Dikkatte belirleyici olan bazı faktörler vardır. Bu faktörler iç ve dış faktörler olarak adlandırılır.

A) DİKKATİ BELİRLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
1) Uyaranın Büyüklüğü; Kuvvetli uyaranların daha zayıf uyaranlara göre fark edilmesi daha yüksek bir ihtimaldir.
2) Tekrar; Çevredeki diğer koşullar eşit olduğunda tekrar eden uyaranlar daha çok dikkat çeker.
3) Değişiklik; Ani değişiklikler dikkati uyarır. Çevre içinde çevredeki diğer uyaranlardan farklı olan uyaran daha kolay fark edilir. Yada benzer uyaranlar içinde meydana gelen ani değişiklikler daha kolay fark edilir.
4) Hareket; Hareket halinde olan uyaranlar durağan haldeki uyaranlara göre daha dikkat çekicidir.

B) DİKKATİ BELİRLEYEN İÇ FAKTÖRLER
Kişilerin ihtiyaçları, hedefleri, beklentileri dikkatin neye verileceği yönünde önemli bir belirleyicidir.

DİKKAT TÜRLERİ
Dikkat konusunda bahsedilmesi gereken önemli konulardan biri de kaç çeşit dikkatin olduğu yani dikkat türleridir.

Dikkat türlerini ele aldığımızda seçici ve bölünmüş dikkat olmak üzere iki tür dikkatten bahsetmek gerekir.

1) Seçici Dikkat; Günlük yaşantımız içerisinde duyu organlarımıza gelen bir çok uyarıcı arasından, sadece tek bir boyutun algılanmak üzere bilinç dünyamıza girmesi olarak açıklanabilir. Örneğin, dikkat kapasitemizi 10 olarak kabul edersek ve bu kapasitenin tamamı tek bir uyarıcıya yöneliyorsa, istenilen uyarıcının dışında ki uyaranlara odaklanmak çok zordur. Ders çalışırken sadece dersimize dikkat etmek ve dışarıdan gelen farklı uyaranlara duyarsız kalmak bir seçici dikkat olayıdır.

Seçici dikkati en iyi şekilde stroop etkisiyle açıklayabiliriz. Stroop etkisinin bir frontal bölge faaliyeti olduğu konusunda bilgiler sunulmuştur. (Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2: 76).

Nesne veya renk isimlerini söylemenin bunlarla ilgili kelimeleri okumadan daha uzun zaman aldığı 1886 yılında McKeen Cattell tarafından keşfedilmiş, olayın temelde bir renk-kelime bozucu etkisi olduğu ise Stroop tarafından 1935 yılında gösterilmiştir. (Alıntı: Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2: 76-77).

Stroop Etkisi, bir kelimenin yazılmasında kullanılmış olan rengin söylenmesi istendiğinde elde edilir. Ancak bu kelimenin kendisinin de bir rengi ifade etmesi gerekmektedir. Eğer kelimenin yazılışında kullanılan renk ile kelimenin ifade ettiği renk aynı değilse, bunlar arasında bir çelişki varsa, renk söyleme zamanı yada reaksiyon zamanı, renk ve kelimenin aynı olduğu duruma göre uzar. Stroop bozucu etkisi işte bu gecikmeyle ilgilidir. Etki, rengi söylemeye odaklanan bireyde aynı zamanda da renk ismini okuma eğiliminin bulunmasından kaynaklanır. (Alıntı: Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2: 75-77 ).

Örneğin, önümüze konulan bir çok renk düşünelim. Sarı rengin üzerinde kırmızı, kırmızının üzerinde yeşil, yeşilin üzerinde mavi v.b. gibi önümüzde ki rengin özelliği ile rengin üzerinde yazan isimlerin uyuşmadığı bir durum söz konusu olduğunda ve bizden renkleri söylememiz istendiğinde gerçek renk ve okunan renk arasında bir bozucu etki ortaya çıkacak ve reaksiyon zamanı uzayacaktır. İşte bu örnek stroop etkisini ortaya koyar niteliktedir.

Şekil : Stroop etkisi

Stroop etkisini belirlemek amacıyla geliştirilmiş olan stroop testi frontal bölge faaliyetlerinin ölçen bir testtir. Stroop testi ve dikkat arasındaki ilişki bu noktada Glaser ve Glaser'in 1989 yılında belirttikleri görüşlerinde ortaya çıkmaktadır. Glaser ve Glaser Stroop Testinin üç temel süreci yansıttığını ileri sürdüler. Okuma ve renk söylemeyle birlikte stroop etkisinin seçici dikkati de yansıttığını ortaya koydular. Nitekim Stroop Etkisi'ni yansıtan Stroop görevi ve ilgili testler, literatürde, dikkat ölçümlerinin altın standardı olarak kabul edilmektedir. (Alıntı: Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2:76).

2) Bölünmüş Dikkat; Aynı anda birden çok şeye yönelmek, dikkat etmek bölünmüş dikkati temsil eder. Aynı anda hem televizyon izleyip hem de okuduğumuz kitabı anlamaya çalışmak bölünmüş dikkate bir örnektir.

DİKKAT İŞLEVİNDE GÖREVLİ BAŞLICA BEYİN MEKANİZMALARI
Bilimin her geçen gün ilerlemesi ve önceden imkansız görünen bir çok şeyi inceleyebilir hatta açıklayabilir duruma gelmesi, hayatın her alanında olduğu gibi sinir bilimini de etkilemiştir. Sinir biliminde meydana gelen gelişmeler sonucunda da bir çok bilişsel olayın fizyolojik temellerini analiz etmek mümkün olmuş ve bilginin seçici olarak işlenmesinde rol alan anatomik bölgeler belirlenmiştir.

Şekil : Beynin bölümleri

Dikkat ve beyin üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, dikkatle ilgili karmaşık bir sinir sistemi mekanizmasının var olduğu ortaya konulmuştur. Örneğin; inferior temporal korteks gibi yüksek düzeyli duyusal korteks, bir duyusal özelliğin işlenmesinde ve her hangi bir uyaranın özel ayrıntılarına (kırmızı araba) odaklaşabilmeyi sağlarken, posterior pariyatel korteks ise zaman ve mekanda yönlendirmeyi sağlayan dikkat verme işlemini sağlar. Bu alanlarla birlikte prefrontal korteks ise dikkati düzenlemede, yönlendirmede, dikkatin sürdürülmesinde, ilişkisiz uyaranların ketlenmesinde ve benzeri gibi yüksek zihinsel faaliyetlerin yönlendirilmesinde etkindir.

Gördüğümüz gibi dikkat olayı, çok komplike ve karmaşık bir çok süreci içerisinde barındırır. Dikkat sisteminin bir merkezi olmadığına inanılmakla birlikte, beynin tamamıyla da ilgili olmadığı düşünülmektedir. (Güneş, 2004, s: 2: 82).

MESULAM VE POSNER'İN DİKKAT MODELLERİ
Beyinde bilginin seçici olarak işlenmesinde özgün dikkat işlemleri rol oynamaktadır. Dikkat işlemleri de farklı beyin bölgelerinin aralarında karşılıklı yoğun bağlantılar oluşturduğu sinir ağları sistemi tarafından yürütülmektedir. Bu ilkeden yola çıkan ve görsel dikkat süreçlerini sinir ağlarıyla açıklayan paralel bilgi işleme kuramına uygun iki model ileri sürülmüştür (Posner ve Petersen, 1990, Posner ve Raichle, 1997, Mesulam1990). Her iki modelde de uzaysal dikkat süreçlerinde sağ pariyetal ve singulat korteksin önemli rolü vardır. Posner'in modeli sinir ağları içindeki farklı bileşenlerin gerçekleştirdiği işlevleri ön plana çıkarırken, Mesulam 'ın modeli sinir ağlarının bütününe yapısal bir özgüllük yüklemektedir. (Alıntı: Kılıç, 2005, s: 16 ( 2 ) :114).

MESULAM'IN DİKKAT MODELİ
Mesulam'ın modeline baktığımız zaman farklı kortikal bölgelerin birbirini etkilediği bir dikkat ağı modelinden bahsettiğini görürüz. Bu birbirinden farklı ama aynı zamanda bağlantılı olan bu bölgeler genel olarak retiküler aktivasyon sistemi içerisinde yer alırlar. Bu bölgeler spesifik olarak posterior pariyetal korteks, singulat korteks ve frontal kortekstir. (Güneş, 2004, s: 2: 83).

Bu kurama göre zamanda, mekanda dikkat yönlendirmek bu bölgelerde temsil edilir. Pariyetal korteksin bu sistemdeki görevi dış dünyaya ait temsili haritaları oluşturmaktır. Singulat korteks ise motivasyonel durumun uzaysal dağılımını düzenlemektir. Frontal kortekse baktığımız zaman ise, bu korteksin incelemek, görsel olarak tarama yapmak, ulaşmak ve odaklanmak için gerekli olan motor programları koordine etmekle görevli olduğunu görürüz. Retiküler bileşen ise gerekli olan uyanıklığı sağlayan sistemdir. (Güneş, 2004, s: 2: 83).

Şekil: Mesulam'ın nöroanatomik dikkat algı modeli (Mesulam, 1990)
FEF Frontal göz alanı PG Posterior parietal korteks

POSNER'İN DİKKAT MODELİ
Posner'in ileri sürdüğü kuramın temeli ise, ön ve arka olmak üzere iki dikkat sisteminin varlığına dayanır. Arka dikkat sistemi yönelimden sorumludur. Arka pariyetal korteks, üst kollikulus ve talamik pulvinar çekirdeğinden oluşur. Pariyetal korteks dikkatin daha önce odaklanmış olduğu objeden uzaklaştırılmasında etkindir. Üst kollikus dikkatin istenilen hedefe kaydırılması ile ilgilidir. Pulvinar ise dikkatin yöneltilen uyaran üzerinde sabit kalmasını sağlar. ( Kılıç, 2005, s: 16 ( 2 ) : 114 ).

Ön dikkat sistemine baktığımız zaman ise bu sistemin de ön singulat girus ile orta hat frontal lob alanlarından meydana geldiğini görüyoruz. Amaca yönelik davranma ve uyaranın belirlenmesi gibi rollerle dikkat işlemi üzerinde etkindir. (Kılıç, 2005, s: 16 ( 2 ) : 114-115 ).

Yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda bu modelin birbiriyle bağlantılı üç sinir ağıyla işlevsel olduğu ortaya konulmuştur. Bunlardan birincisi, yönetim ile ilgili yönetici denetim ağıdır. Bu ağ ön singulat girusu içinde bulunduran orta hat frontal yapılar, yardımcı motor alan ve bazal ganglionları kapsamaktadır. Amaca yönelik davranışın denetimi, hedef ve hata saptama, çatışmaların çözümlenmesi ve otomatik yanıtların ketlenmesi bu bölümde gerçekleştirilir. İkinci ağ ise uyanıklıkla ilgili olan ve sağ frontal ve sağ pariyetal lob ile lokus seruleusu içinde barındırır. Tepkiye hazırlık halinin ve uyanıklığın sürdürülmesi gibi dikkat ile ilgili işlemler burada gerçekleştirilir. Son olarak üçüncü ağ ise yönelim ağıdır ve her iki üst pariyetal lobu ve talamusu kapsar. Dikkatin yeni hedefe yönlendirilmesi bu ağda gerçekleştirilir. (Kılıç, 2005, s: 2: 114 -115).

Şekil : Posner'in dikkat ağları modeli (Webster ve Underleider'den alınmıştır).

DİKKAT MEKANİZMASINDA GÖREVLİ BAŞLICA BEYİN MEKANİZMALARI VE DİKKAT PROBLEMLERİ

İnferior Temporal Korteks
Dikkat ile ilgili beyin mekanizmalarına daha spesifik olarak baktığımızda ise ilk olarak inferior temporal korteksten bahsetmek gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz kuramlar çerçevesinde bu merkezin dikkat üzerindeki rolü hakkında bilgi sahibiyiz. Genel olarak bu merkez, renk gibi görsel bilgilerin işlenmesinde özgünleşmiştir. Bu merkezde gerçekleştirilen görsel uyaranın işlenmesi iç ve dış nedenlere bağlı olarak artırılabilir yada azaltılabilir. Bu merkezde bulunan nöronlar herhangi bir objeden gelen uyarana karşı uyarılmaya hazır oldukları gibi aynı uyarana karşı ilginin kaybına da hazırdırlar. Yani sürekli olarak devam eden bir uyarana karşı, burada bulunan nöronlar bir süre sonra daha az tepkide bulunmaya başlarlar.

Görsel uyaranların işlenmesi sadece tekrar yolu ile değil aynı zamanda görsel alanda yer alan yakın bir uyaranla yarışma halinde de azalabilir. Yani var olan iki uyaran birbirine baskılayıcı etki yaparlar.

Bir renge dikkat etme işlemi sırasında sinyaller, V4 hücrelerindeki ateşlemeyi artırarak ödüllendirirken, ilişkisiz renkler ateşlemeyi azaltır. İnferior temporal kortekste yer alan nöronlar eğer baskılayıcılar yada çeldiriciler yoksa kısa ertelemelerle bilgiyi on-line tutarlar. Sinyaller V4 hücrelerinde ki ateşlemeyi artırırken bu işlem prefrontal kortekse danışılarak gerçekleştirilir. Bu durum özellikle sıkıcı görevler sırasında dikkatin sürdürülmesine yardımcı olur. Böylece Prefrontal korteks ve pariyetal korteksten gelen projeksiyonlar görsel kortekste seçici dikkati sağlar.

Tip
Bozukluk
Olası lezyon alanı
Şekil ve patern agnozisi
-
-
Nesne agnozisi
Gerçek nesnelerin tanınması, kullanılması ve isimlendirilmesi
Solda 18, 20, 21. alanlar ve korpus kallosum
Çizim agonisi
Çizilen nesnelerin tanınaması
Sağda 18, 20, 21. alanlar
Prosopagnosia
Yüzlerin tanınaması
Ikitaraflı 20, 21. alanlar
Renk agonisi
Renk agonisi
Nesnelerle renklerin ilşkilendirilmesi
Sağda 18. alan
Renk kuralsızlığı
Renkleri isimlendirememe
Konuşma zonu yada 18, 37. alanlardan bağlantılar
Akromotopsia
Renkleri ayırt edememe
18, 37. alanlar
Derinlik ve hareket agnozisi
-
-
Viziospasyal agnozi
Steroskopik görme
Sağda 18, 37. alanlar
Hareket agnozisi
Nesnelerin hareketini ayırt etmek
Iki taraflı medial temporal alan

Tablo: Görsel agnoziler

Posterior Pariyetal Korteks
Posterior pariyetal korteksin dikkat üzerindeki etkisine baktığımızda ise, bu bölgenin özellikle dikkati vermede önemli rol oynadığını görürüz. Hareket ve mekan, nicelik ve mekan haritalarının yapılandırılmasının analizi ve dikkatin zaman ve mekanda yönlendirilmesi gibi işlemler bu kortekste gerçekleştirilir. Bazı araştırmacılar, bu korteksin algılamayı sağlayarak mekandaki pozisyon ile ilişkilendirmeden sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. (Coull ve Nobre, 1988, Mesulam 2000).

Bu bölge ile ilgili bahsetmeye değer önemli bilgilerden biride kontralateral ihmal sendorumudur. Bu sendrom, sağ hemisfer posterior pariyetal korteks beyin lezyonu olan hastaların görsel alanlarının sol tarafındaki algıların kaybı ile ilgilidir. (Ramachandran ve Blakeslee, Bloom ve Lazerson, s: 354-356 ).

Aşağıda kontalateral neglect/ihmal sendromuna ilişkin resimler sunulmuştur;

Şekil: Kontralateral Sendomuna sahip bir hasta baktığı objenin sol tarafını algılayamaz.

Şekil: Kontralateral Sendromda beynin lezyonlu bölgesi.

Şekil: Kontralateral İhmal sendromu olan bir hastanın bir tabloyu algılaması.

Şekil: (a) Hastadan kağıt üzerindeki bütün A harflerini işaretlemsi isteniyor hasta sol tarafında yer alan A harflerini algılayamıyor. (b) Hastaya önünde duran evin aynısı çizmesi söyleniyor hasta evin sadece sağ tarafını algılayıp çizebiliyor.

Şekil: Kontralateral İhmalin beyinde temsili.

Posterior pariyetal korteks ile görsel mekansal dikkat arasındaki ilişki maymunlar üzerinde yapılan araştırma kayıtlarıyla doğrulanmıştır ( Robinson ve ark., 1995 ). Yapılan araştırmalarda hayvanın uyaranın olduğu bölgeye dikkatini vermesiyle bu korteksin 7a bölümünde yer alan nöronlarının ateşlendiği görülmüştür. 7a bölgesinde yer alan nöronların görsel mekanın haritalarını oluşturdukları ve bilgiyi dosolateral posterior pariyetal kortekse taşıdıkları ileri sürülmüştür.

Hem Posterior pariyetal korteks hem inferior temporal korteksin dikkat üzerinde önemli etkileri olmakla birlikte, dikkatle ilgili en yüksek zihinsel faaliyetler prefrontal kortekste gerçekleşmektedir.

Prefrontal Korteks
Prefrontal korteks tasarımsal bilgiyi kullanır, bu durum hem harekete hem de dikkate rehberlik eder. Böylece uygunsuz davranışları ketlemeyi ve ilgisiz uyaranların işlenmesini zayıflatmayı sağlar. (Godefroy ve Rousseaux, 1996, Goldman ve Rakic, 1996, Robbins, 1996, Knight ve ark., 1999).

Prefrontal korteksinde lezyon olan hastalarda dikkatin kolayca dağıldığını görebiliriz. Ayrıca bu kişilerin konsantre olması ve dikkati düzenlemeleri de zayıftır. Bu bölgenin lezyonlu olması dikkatin sürdürülmesini de olumsuz yönde etkiler, ayrıca yeni oluşan duyusal girdilere kapalı olma, bu yeni bilgilere ket vurma yeteneği önemli ölçüde azalır. Bu bölgede meydana gelen lezyonlarda dikkati bölüp başka bir tarafa odaklandırma yada dikkati kaydırma bozulur. Bu tür dikkat problemi sol superior prefrontal korteks lezyonlarıyla ilişkilidir.

Prefrontal korteks dikkatte değişiklik yapabilme ve onu kontrol edebilme kapasitesine de aracılık etmektedir. Özellikle seçici dikkat işlemleri sırasında yoğun bir prefrontal korteks aktivasyonu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle prefrontal lob lezyonlarında dikkat fonksiyonlarının sıklıkla bozulduğu görülmektedir. Bu beyin bölgesinde lezyonu olan hastalarda uyarana yanıt vermede gecikme, dikkatin odaklanamaması veya çeldiricilerden kolayca etkilenme gibi dikkat sorunları göze çarpmaktadır.

Prefrontal korteksin dikkat üzerindeki önemli etkilerinden bir diğer ise dikkatin kaydırılmasıdır. Dosolateral prefrontal korteks lezyonlarında ekstradimansional dikkat kaydırma performansın bozulduğu görülmüştür. Winconsin Kart Eşleme Testiyle, Dosolateral prefrontal korteks lezyonun etkilerini belirlemek için yapılan çalışmada hayvanın dikkatini çizgilerden şekillere kaydırmakta zorlandığı görülmüştür. (Robbins, 1996).

Dikkatle ilgili beyin mekanizmaları ve bu mekanizmalarda meydana gelen lezyonlar sebebiyle, dikkatin nasıl etkilendiği üzerine yapılan çalışmaların çok eski yıllara dayandığını görmek mümkündür. Yüz yıldan daha fazla bir süre önce Ferrier ve ardından Bianchi makak maymunlarında bilateral frontal lob lezyonlarının dikkati ağır bir şekilde bozduğunu gözlemlediler. Bu bilgi serebral korteksin dikkat işleviyle ilişkisini ortaya koyar bir nitelikteydi. Bu bilgiler ışığında dikkat üzerine ilgiler daha da fazlalaştı ve yeni çalışmalar yapıldı. 1949 yılında Moruzzi ve Magoun'un yayınladıkları çalışma sonuçları ilgiyi hızla beyin sapına yönlendirdi ( Mesulam, 2000, s: 181).

Broadbent ve Hernandez-Peon'un çalışmaları ise beyin sapı, retiküler aktivasyon sisteminin kontrolü altındaki periferik bir filtrenin dikkat edilmeyen mesajları duysal reseptör düzeyinde inhibe ederek seçici dikkati ortaya çıkardığını ileri sürdüler. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 181-182).

Günümüzde artık neokorteks, talamus ve beyin sapının seçici dikkatin modülasyonunda beraberce yer aldıkları ve bu işlevin daha karmaşık yönlerinin neokortikal mekanizmayla yürütüldüğü düşünülmektedir. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 182).

DİKKAT MEKANİZMASINDA ETKİLİ OLAN BAZI NÖROTRANSMİTTERLER

Dikkat mekanizmasında önemli etkilere sahip olan nörotransmitterlerin başında dopamin ve norepinefrin gelmektedir.

Dopamin maddesi prefrontal korteks üzerindeki etkilerini D1/1D5 ve D4 reseptörleri üzerinden yapar ve prefrontal korteks üzeindeki etkileri ters U şeklinde gerçekleşir. Olması gerektiği düzeyde dopamin salgılaması prefrontal korteksin işlevlerini yerine getirebilmesi için gereklidir. Ancak üst düzeyde dopamin salgılanımı dikkat edebilmeyi negatif yönde etkilemektedir. Aynı şekilde az miktarda dopamin salgılanımı da dikkati, motivasyonun yeterli düzeye ulaşamamasından dolayı olumsuz olarak etkilemektedir. Az miktarda dopamin salgılanımı motivasyonu engeller.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu ele aldığımızda, bu problemin negatif etkilerini aza indirgemek için kullanılması tercih edilen rispedral ve ritalin gibi ilaçların kişi üzerinde ki etkisi, fazla miktarda salgılanmakta olan dopamini inhibe ederek, beyindeki dopamin miktarını normal seviyede tutabilmektir.

Diğer bir nörotransmitter olan nöropinefrin ise postsinaptik a2A reseptörleri üzerinden etki ederek prefrontal korteks işlevini dopaminle benzer şekillerde iyileştirir. (Arnsten, 2000).

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukluk çağında görülen en sık rahatsızlıklardan biridir. Bu psikiyatrik rahatsızlık tedavi edildiğinde belirgin düzelmeler göstermekle birlikte, tedavi edilmediği durumlarda ise, erişkinlik. dönemine kadar bir çok sosyal ve psikiyatrik soruna neden olabilir. (Hechtman, 1996, Ekşi, 1999, s:270).

Bu bozukluk, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtilerinin görüldüğü, ömür boyu sürebilen bir bozukluktur. (Oncu ve Olmez, 2004, s: 15 ( 1 ) : 42).

Konu ile ilgili araştırmalar dikkat bileşenleri, yönetici işlevler (işlem belleği ve ketleme) ve enerjik mekanizmalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun güdülenimle olan ilişkisini vurgulayan araştırmalarda bulunmaktadır. (Alıntı: Kılıç, 2005, s:16 ( 2 ): 114).

Yapılan klinik çalışmalar sonrasında DEHB'de hem dorsalateral prefrontal korteks, hem de orbitofrontal kortekste işlev bozukluğunun olduğuna dair sonuçlara ulaşılmıştır. (Kılıç, 2005, s: 114).

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun ne ile ilgili olduğu konusunda yapılan çalışmalar sonucunda yönetici işlev bozukluklarının etkin olabileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir. (Kılıç, 2005, s: 116).

DEHB'nin nedenleri arasında psikososyal, biyolojik, genetik ve ailesel sebeplerinde olabileceğine dair fikirler ileri sürülmekle birlikte, kesin sonuçlara ulaşılamamıştır. (Erdoğan, 2002, s: 5: 146).

DEHB'nin sebepleri üzerinde yapılan bir çok çalışma sonucunda elde edilen veriler, aşırı hareketlilik ve motor hareketlerin düzenlenmesindeki bozulmaların frontostriatal yapılardaki bozulmalarla ilişkili olduğuna işaret etmektedir. (Erdoğan, 2002, s: 147).

DEHB olan çocukların temel özellikleri arasında dikkat dağınıklığı, dikkati toplama güçlüğü, dikkat süresinin kısalığı ve dikkatin kolaylıkla dağılabilir olması vardır. DEHB olan çocukların temel özellikleri arasında bir uyaranın seçilmesi ve diğerlerinin baskılanmasını içeren yönelim sürecinde bozulmalar yer alır. Bu tür işlemlerin beynin her iki superior parietal lobuyla birlikte, talamus ve orta beyinde yapılandırıldığını hatırlarsak, bu bölgedeki lezyonların DEHB'de etkin bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan DEHB görülen çocuklarda gözlenen bir hedefin belirlenmesi, zihinsel işlevlerin başlatılıp sonlandırılması, davranışın belli bir amaca yönlendirilmesi gibi sorunlar frontal bölge, anterior singulat girus ve bazal ganglionların işlevi olduğuna göre bu durumda bu bölgelerde meydana gelen bozuklukların da yönetici denetimini bozarak DEHB'ye sebep olduğunu söyleyebiliriz. Diğer bir boyutta DEHB görülen çocukların genel özellikleri arasında yer alan vijilans etkisinin olmayışı, bir sağ frontal lob işlevi olduğundan bu bölgede yer alan bir lezyonun DEHB'de etkin olabileceğini de düşünebiliriz. (Erdoğan, 2002, s: 147).

DEHB olan çocuklarda yapılmış olan frontal bölge beyin incelemeleri sonucunda, DEHB olan çocukların frontal loblarının normallere oranla daha küçük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bazı araştırmalar ise sağ frontal lobun soldan küçük olduğunu ortaya koymuştur. (Shaywitz ve ark, 1983, Hynd ve ark., 1990).

DEHB tanısı konmuş çocuklarda yapılan pariyetal bölge çalışmaları sonucunda, parietal ve subkortikal bölgelerde sol hemisferin glukoz kullanımının sağ hemisferden daha düşük olduğunu sonucuna varılmıştır. (Lou ve ark., 1990). Pariyetal lobun görsel uyaranların uzaydaki yerleşimleri ilgili bir işleve sahip olduğunu biliyoruz. Bu durumda DEHB'de görüğümüz dokunsal ve görsel algılama bozukluklarının ağırlıklı olarak sağ hemisfer parietal lob lezyonlarına bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. (Tanrıdağ, 1994).

Kaynaklar:
1. MESULAM, M. Marsel; "Davranışsal ve Kognitif Nörolojinin İlkeleri", Çev. İ. Hakan GÜRVİT, Yelkovan Yayıncılık, Ocak, 2004.
2. BAYMUR, Feriha; "Genel Psikoloji", İnkilap Kitabevi, Şubat, 1994.
3. GÜNEŞ, Emel; "Dikkat Mekanizmaları", Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, Cilt:57, Sayı:2, Ankara, Mayıs 2004.
4. ALKAN, Serkan, ERDOĞAN, Emel, KARAKAŞ, Sirel, SAK, Lale, SOYSAL, A. Şebnem, ULUSOY, Tacettin, ULUSOY, İnanç Yüceyurt; "Stroop Testi TBAG Formu, Türk Kültürüne Standardizasyon Çalışmaları, Güvenirlik ve Geçerlik", Klinik Psikiyatri Dergisi, Sayı: 2, Ankara, 1999.
5. KILIÇ, Birim Günay; "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Nöropsikolojisine İlişkin Kuramlar ve Araştırmalar" , Türk Psikiyatri Dergisi, Cilt: 16 ( 2 ), Ankara, 2005.
6. Ramachandran & Blakeslee; "Contralateral Neglect Syndrome", Chapter 6 and 7.
7. Bloom & Lazerson; "Contralateral Neglect Syndrome", Chapter 11.
8. ERDOĞAN, Emel; "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Frontal Ve Pariyetal Bölge Disfonksiyonları", Klinik Psikiyatri Dergisi, Cilt/Sayı: 5, Ankara, 2002.
9. HALL, Albert Long; "Üçüncü Bilgi İşleyen Makine Olarak Beyin", Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 23-24 Aralık, 2005.
10. IRAK, Metehan ve KARAKAŞ, Sirel; "Yüksek ve Düşük Dikkat Performansı Gösteren Bireylerin Olay-İlişkili Potansiyel ve Gamma Tepkileri", Klinik Psikiyatri Dergisi, Cilt/Sayı: 5, Ankara, 2002.
11. OLMEZ, Şenay ve ONCU, Bedriye; "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Erişkinlerde Noropsikolojik Bulgular", Türk Psikiyatri Dergisi, Cilt/Sayı: 15 ( 1 ), Ankara, 2004.
12. EKŞİ, Aysel; "Ben Hasta Değilim", Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul, 1999.
13. ÖKTEM, Öget; "Davranışsal Nörofizyolojiye Giriş", Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul, 2006.

Uzman Yazıları
Down Sendromu
Otizm
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Gecikmiş Konuşma
Okuma Yazma Öğretimi
Tuvalet Eğitimi
Öğrenme Güçlüğü
Dikkatin Nörobiyolojisi
Feniketonüri ve Diyet Tedavisi
 
Mevzuat

Özürlü Bireylere Uygulanacak Destek Eğitim Programları ve Eğitim Giderlerinin Karşılanmasına Dair Yönetmelik
5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği
Özel,Özel Eğitim Kursları Yönetmeliği
Personelin Adaylık İşlemleri Yönergesi
Özel Öğretim Kurumları Standartlar Yönergesi
 
MEB Programlar
Zihinsel EBDEP
Görme EBDEP
İşitme EBDEP
Dil ve Konuşma EBDEP
Bedensel EBDEP
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar DEP
Özel Öğrenme Güçlüğü DEP
 
Bizbize
 
6. HİS
Copyright 2008 -
Tüm hakları saklıdır.