MÖ. 5. yüzyılda
yazılmış, artık kaybolmuş bir el yazmasında Empedocles' in "Tanrının
doğal merkezi her yerde olan çevresi hiçbir yerde olmayan bir
daireye benzer" dediği yazılıdır. Empedocles'in öngördüğü
her yerde olma durumu her şeyi kapsayan bir farkındalığı doğururdu.
Hiçbir şey ihmal edilemez, hiçbir şeye daha ince bir şekilde
odaklanılamazdı; bütün olaylar paralel olarak kaydedilir, her
şey anında eyleme açık olur ve global olan odaklanılana eş olurdu.
Bu tür bir her yerde olma durumunu karşılamakta yetersiz kalacak
her şey uygun zihinsel yada harici olaylardan hangisinin bilinç
ve eylemin dar kapılarına ulaşmada öncelik sahibi olacağına
karar verme ihtiyacını yaratır. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174
)
Duyu organlarımız
çevremizde ki olaylardan sadece bazılarına duyarlıdır. Bütün
duyu organlarımızın duyarlı oldukları bir eşik değeri vardır
ve bu değerin altında ve üstünde ki uyaranlar duyu organlarımız
tarafından algılanamaz. Ancak bazı uyaranlar bu eşik değerleri
içinde olsalar da fark edilemezler. Bunun anlamı da şudur, bizler
duyu organlarımızı etkileyen her şeye birden dikkat edemeyiz.
(Baymur, s: 123 ). İşte bu noktada dikkat, bu seçimi yürüten
bir dizi işlemi tanımlamak için kullanılabilecek jenerik bir
terimdir.
Birbirinin
aynı olaylar önemlerine dair anlık ve geri dönüşümlü değişikliklere
göre farklı yanıtlar ortaya çıkardığında dikkat modülasyonunun
varlığından söz edilebilir. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174 )
Dikkat tanım
olarak araştırmacıların anlaşmazlığa düştüğü, üzerinde tam olarak
uzlaşamadıkları bir kavramdır. Dikkat kavramı konusunda farklı
açıklamalar ve tanımlamaların olması dikkatin gerçekten de ne
kadar karmaşık bir süreç olduğunu ortaya koyar niteliktedir.
Dikkat tanımlarında ki bu çeşitliliğin ve farklı görüşlerin
sebebini dikkatin, sinir sistemi tarafından gerçekleştirilen
ve bir çok mekanizmanın rol aldığı karmaşık bir süreç olmasından
kaynakladığını söyleyebiliriz. Ancak bu çeşitlilik içerisinde
en yaygın anlamıyla dikkati, çevredeki bir çok uyaran arasından
o anki ihtiyaçlarımıza ve hedeflerimize uygun olana yönelme
olarak tanımlayabiliriz.
Dikkat kavramı üzerinde ki farklı tanımlamalardan biri de psikolojik
düzeydeki dikkat tanımıdır. Buna göre psikolojik düzeyde dikkat,
işleme kaynakları ve yanıt kanallarının davranışsal önem kazanan
olaylara tercihli olarak yönlendirilmesidir. Ayrıca dikkati
bir sinir sistemi işlevi olarak düşündüğümüze göre bu durumda
nöral düzeyde dikkati, nöral yanıtların davranışsal olarak önem
kazanmış olaylara karşı seçicilik, şiddet ve sürelerindeki değişikliklerine
karşılık gelen bir kavram olarak göstermek mümkündür. (Mesulam,
2000, s: 174 ).
İnsan dikkatinin
kapsama alanı sayısız biyolojik kısıtlamaya tabidir. Duysal
organların sahip oldukları optimum keskinlik ışınlarının darlığı,
önem kazanan olaylara odaklanabilmek için yeniden yönlendirilmelerini
gerektirir. İşlem kapasitesi kısıtlıdır ve belirli bir zamanda
iç ve dış olayların sadece belirli bir kısmına odaklanmamıza
müsaade eder. (Alıntı: Mesulam, 2000, s: 174 ).
Bu sınırlamalar merkezi sinir sisteminde ki sınırlı işlem kaynakları
için devamlı olarak bir yarışma hali yaratır. Daha küçük beyinli
canlılarda seçme işlemini perifer organlar gerçekleştirir. Ancak
gelişim seviyesi yükseldikçe periferde yapılan seçme işlemi
merkezi sinir sistemine kayar. Bu süreç içerisinde sinaptik
yollar, içinde bulunulan durum ve deneyimler uyarana karşı yoğun
bir dikkat yada aldırmazlık durumu yaratır. ( Mesulam, 2000,
s: 175 ).
Kişinin
uyanık olduğu durumlarda çevre yada kendisi kaynaklı bir çok
uyaranla karşı karşıya kalır. Beyinde üretilen geçmişe ait bellek
izleri ve düşünce dizeleri mevcut halde yer alan uyaranlara
ek kaynaklar sağlar. (Mesulam, 2000, s: 175 ).
Uyaran mekanının
o anda önemli olan hedefleri başarmak için gereken kısmı ( bu
hedefler kişinin açlığını doyurmasından veya daha yüksek bilişsel
seviyede bir problemine çözüm yolları aramasından ibaret olabilir
) kişinin içsel ihtiyaçlarını, çevre şartlarını ve geçmişte
edinilen deneyimlerini yansıtacak şekilde sürekli değişebilir.
(Mesulam, 2000, s: 175 ).
Dikkat modülasyonları
uyaran mekanının farkındalığın merkezini yakalayan kısmını seçerler
ve artık en azından geçici olarak, çelinebilirliğin potansiyel
kaynakları haline gelen diğer uyaranları dışta tutarlar. (Alıntı:
Mesulam, 2000, s: 175 ).
Dikkat işlemi
sırasında farklı algısal, bilişsel ve motor işlevlerin yerine
getirilmesini sağlayan farklı beyin merkezleri vardır. Bu farklı
beyin merkezleri dikkatin oluşmasında birlikte rol alırlar.
Sinir sisteminin dikkat işlevi sırasında tam olarak görüş birliğine
varılmış bir sınıflandırma olmamakla birlikte, dikkat için birbirinden
görece bağımsız üç bileşen olduğu kabul edilir. Bunlar seçicilik,
uyanıklık ve dikkatin denetimidir.
Seçici dikkati
her hangi bir uyarıcının ayırt edici özelliklerinin farkına
varılması olarak açıklayabiliriz. Başka bir tanımla seçicilik,
çevremizden gelen uyaranların/duyusal enformasyonun seçici olarak
işlenmesini ifade eder. Günlük hayatımızda çevremizden gelen
bir çok uyarana maruz kalırız. Ancak bu uyaranların tamamına
cevap vermek olanaksızdır. İşte bu durumda seçicilik devreye
girer. Sinir sistemi ihtiyaçlarımız doğrultusunda ki uyarana
odaklanmayı sağlarken bir yandan da bizim için önemsiz olan
uyaranların ketlenmesini sağlar.
Dikkatin
seçiciliği konusunda görüş bildiren araştırmacılardan biri olan
Kolb, dikkati bilginin seçilmesiyle olduğu kadar aynı zamanda
davranış repartuarının seçilmesiyle de yakından ilgili olarak
görür. Kolb, seçiciliğin evrimsel olarak hem duyusal hem motor
gelişimin ilerlemesi ile birlikte, beyin hacminin de artmasına
bağlı olarak gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür. (Güneş, 2004,
s: 81).
Seçicilik
kavramı dikkat için çok önemli olmakla birlikte seçiciliğin
tek başına ve rast gele gerçekleştiğini düşünmek de yanlış olur.
Seçiciliğin amaçlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleşmesi
için önemli olan ikinci bir bileşenin varlığından bahsetmek
gerekir ki bu da denetim mekanizmasıdır. Denetim mekanizması
bir uyarana dikkat etmeyi sağlayan, daha sonra ihtiyaç devam
ettiğinde dikkatin sürekliliğini devam ettiren, ihtiyaç ve amaçlar
değiştiğinde ise yeni ihtiyaçlara yönelimi sağlayan bir mekanizmadır.
Bu denetim ise bir takım yürütücü işlevler tarafından gerçekleştirilir.
Yürütücü işlevler dikkatin yöneltilip, faaliyetlerin izlenmesi,
bilginin koordine edilmesini ve düzenlenmesini sağlayan sistemdir.
(Güneş, 2004, s: 82 ).
Dikkatle
ilgili önemli bileşenlerden bir diğeri ise uyanıklıktır. Sinir
sisteminin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi
sinir sisteminin uyanıklığıyla mümkündür. Uyanıklık kavramı,
sinir sisteminin genel aktive durumu yansıtır ve gelecek uyaranlara
karşı uygun bir şekilde aktive edildiğinde, uyarılabilir durumda
olması anlamına gelir. Başka bir deyimle organizmanın uyku halinde
olmaması gerekmektedir. Bunun dışında alkol, uyuşturucu madde
ve bunlar gibi uyanıklığı yada bilinci etkileyebilecek maddelerin
de kullanılmamış olması gerekir. Çünkü kişi uyanık olsa bile
eğer alkol yada uyarıcı maddeler kullandıysa bu durumda sinir
sisteminin gelecek uyaranlara karşı duyarlılığı azalacağından
dikkat için gerekli olan uyanıklık halinin oluşmayacağını söyleyebiliriz.
( Güneş, 2000, s: 82 ).
Sinir sisteminin
uyanıklığı ile ilgili başka bir işlev de yeni uyaranlar için
tetikte olma hali yani vijilanstır. Vijilans yanıt vermeye hazır
olmanın devamlılığı ve dikkatin korunması anlamına gelir.
Yeni uyaranlar
için tetikte olma durumunun devam ettirilmesini ve dikkatin
sürdürülmesine hizmet eden bu ağ, lokus seruleusun kortekse
olan inputlarını içermektedir. Lokus seruleusun kortekse olan
noradrenerjik inputları, uyanıklık durumunun sürdürülmesinde
kritik role sahiptir. Buradan çıkan nöronlar beyindeki en diffüz
bağlantılardan bazılarını oluşturur. Bu sistemin tek bir nöronu
250 000 'den fazla sinaps yapabilir ve aksonun bir ucu serebral
kortekste iken bir diğeri serebellar kortekste olabilir. (Alıntı:
Güneş, 2004, s: 87).
Vijilans
dikkat mekanizması içerisinde önemli bir kavramdır. Öyle ki
Weinberg kendi adını verdiği Weinberg Sendromu'na sebeb olarak
uyanıklığı devam ettirme problemini göstermiştir. Weinberg Sendromu
bir dikkat sorunudur ve, motor huzursuzluk ( kıpırdanma, esneme
ve gerinme, konuşkanlık ) ile kendini gösteren uyanıklık ve
tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk ve yorgunluk yakınmaları
ile karakterizedir. Okuma gibi konsantrasyon gerektiren faaliyetlerde
Weinberg Sendromlu çocuklarda hayal kurma, ilgi kaybı, sıkılma
yakınmaları, ve giderek artan yorgunluk ortaya çıkmaktadır.
Dikkatin
çalışması günlük yaşantının bir parçasıdır. Bir toplantıda bir
çok ses/uyaran arasından sadece birine odaklanmak dikkatin işlevsel
halde olduğunun bir göstergesidir.
Yönelim,
araştırma, konsantrasyon ve vijilansı dikkatin pozitif yönleri
olarak gösterebiliriz. Diğer taraftan çelinebilirlik, sebatsızlık,
konfüzyon ve ihmal gibi durumları ise dikkat bozuklukları olarak
söyleyebiliriz. (Mesulam, 2000, s: 175).
Bilinç,
uyarılma, affekt, motivasyon, bellek ve algı gibi psikolojik
kavramların da bir noktada dikkatle kesiştiğini söylemek mümkündür.
Bu süreçler ile dikkat arasında ki ilişkiye baktığımız zaman
bilincin içeriğinin seçici dikkatin hedefleriyle belirlendiğini
görürüz. Diğer süreçler ve dikkat arasında ki ilişkilere baktığımızda,
uyarılma, duygu durum ve motivasyonun dikkate etkisinin sezgisel
olduğunu görürüz. Bazı araştırmacılar uyarılma ve dikkati pratik
olarak eş görme eğiliminde olsalar da, bu durum tartışmalıdır,
çünkü dikkat bozuklukları tamamen uyanık kişilerde ortaya çıkabilir
ve ağrı ve korkuda olduğu gibi aşırı uyanıklık durumlarında
dikkatin esnekliğini bozabilir. (Mesulam, 2000, s: 176 ).
Dikkatte
belirleyici olan bazı faktörler vardır. Bu faktörler iç ve dış
faktörler olarak adlandırılır.
A) DİKKATİ
BELİRLEYEN DIŞ FAKTÖRLER
1) Uyaranın Büyüklüğü; Kuvvetli uyaranların daha zayıf uyaranlara
göre fark edilmesi daha yüksek bir ihtimaldir.
2) Tekrar; Çevredeki diğer koşullar eşit olduğunda tekrar eden
uyaranlar daha çok dikkat çeker.
3) Değişiklik; Ani değişiklikler dikkati uyarır. Çevre içinde
çevredeki diğer uyaranlardan farklı olan uyaran daha kolay fark
edilir. Yada benzer uyaranlar içinde meydana gelen ani değişiklikler
daha kolay fark edilir.
4) Hareket; Hareket halinde olan uyaranlar durağan haldeki uyaranlara
göre daha dikkat çekicidir.
B) DİKKATİ
BELİRLEYEN İÇ FAKTÖRLER
Kişilerin ihtiyaçları, hedefleri, beklentileri dikkatin neye
verileceği yönünde önemli bir belirleyicidir.
DİKKAT
TÜRLERİ
Dikkat konusunda bahsedilmesi gereken önemli konulardan biri
de kaç çeşit dikkatin olduğu yani dikkat türleridir.
Dikkat türlerini
ele aldığımızda seçici ve bölünmüş dikkat olmak üzere iki tür
dikkatten bahsetmek gerekir.
1) Seçici
Dikkat; Günlük yaşantımız içerisinde duyu organlarımıza gelen
bir çok uyarıcı arasından, sadece tek bir boyutun algılanmak
üzere bilinç dünyamıza girmesi olarak açıklanabilir. Örneğin,
dikkat kapasitemizi 10 olarak kabul edersek ve bu kapasitenin
tamamı tek bir uyarıcıya yöneliyorsa, istenilen uyarıcının dışında
ki uyaranlara odaklanmak çok zordur. Ders çalışırken sadece
dersimize dikkat etmek ve dışarıdan gelen farklı uyaranlara
duyarsız kalmak bir seçici dikkat olayıdır.
Seçici dikkati
en iyi şekilde stroop etkisiyle açıklayabiliriz. Stroop etkisinin
bir frontal bölge faaliyeti olduğu konusunda bilgiler sunulmuştur.
(Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2:
76).
Nesne veya
renk isimlerini söylemenin bunlarla ilgili kelimeleri okumadan
daha uzun zaman aldığı 1886 yılında McKeen Cattell tarafından
keşfedilmiş, olayın temelde bir renk-kelime bozucu etkisi olduğu
ise Stroop tarafından 1935 yılında gösterilmiştir. (Alıntı:
Karakaş, Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2:
76-77).
Stroop Etkisi,
bir kelimenin yazılmasında kullanılmış olan rengin söylenmesi
istendiğinde elde edilir. Ancak bu kelimenin kendisinin de bir
rengi ifade etmesi gerekmektedir. Eğer kelimenin yazılışında
kullanılan renk ile kelimenin ifade ettiği renk aynı değilse,
bunlar arasında bir çelişki varsa, renk söyleme zamanı yada
reaksiyon zamanı, renk ve kelimenin aynı olduğu duruma göre
uzar. Stroop bozucu etkisi işte bu gecikmeyle ilgilidir. Etki,
rengi söylemeye odaklanan bireyde aynı zamanda da renk ismini
okuma eğiliminin bulunmasından kaynaklanır. (Alıntı: Karakaş,
Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2: 75-77 ).
Örneğin, önümüze konulan bir çok renk düşünelim. Sarı rengin
üzerinde kırmızı, kırmızının üzerinde yeşil, yeşilin üzerinde
mavi v.b. gibi önümüzde ki rengin özelliği ile rengin üzerinde
yazan isimlerin uyuşmadığı bir durum söz konusu olduğunda ve
bizden renkleri söylememiz istendiğinde gerçek renk ve okunan
renk arasında bir bozucu etki ortaya çıkacak ve reaksiyon zamanı
uzayacaktır. İşte bu örnek stroop etkisini ortaya koyar niteliktedir.
 |
Şekil
: Stroop etkisi
Stroop etkisini
belirlemek amacıyla geliştirilmiş olan stroop testi frontal
bölge faaliyetlerinin ölçen bir testtir. Stroop testi ve dikkat
arasındaki ilişki bu noktada Glaser ve Glaser'in 1989 yılında
belirttikleri görüşlerinde ortaya çıkmaktadır. Glaser ve Glaser
Stroop Testinin üç temel süreci yansıttığını ileri sürdüler.
Okuma ve renk söylemeyle birlikte stroop etkisinin seçici dikkati
de yansıttığını ortaya koydular. Nitekim Stroop Etkisi'ni yansıtan
Stroop görevi ve ilgili testler, literatürde, dikkat ölçümlerinin
altın standardı olarak kabul edilmektedir. (Alıntı: Karakaş,
Erdoğan, Sak, Soysal, Ulusoy ve Aklan, 1999, s: 2:76).
2) Bölünmüş
Dikkat; Aynı anda birden çok şeye yönelmek, dikkat etmek bölünmüş
dikkati temsil eder. Aynı anda hem televizyon izleyip hem de
okuduğumuz kitabı anlamaya çalışmak bölünmüş dikkate bir örnektir.
DİKKAT İŞLEVİNDE GÖREVLİ BAŞLICA BEYİN MEKANİZMALARI
Bilimin her geçen gün ilerlemesi ve önceden imkansız görünen
bir çok şeyi inceleyebilir hatta açıklayabilir duruma gelmesi,
hayatın her alanında olduğu gibi sinir bilimini de etkilemiştir.
Sinir biliminde meydana gelen gelişmeler sonucunda da bir çok
bilişsel olayın fizyolojik temellerini analiz etmek mümkün olmuş
ve bilginin seçici olarak işlenmesinde rol alan anatomik bölgeler
belirlenmiştir.
Şekil
: Beynin bölümleri
Dikkat ve
beyin üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, dikkatle ilgili
karmaşık bir sinir sistemi mekanizmasının var olduğu ortaya
konulmuştur. Örneğin; inferior temporal korteks gibi yüksek
düzeyli duyusal korteks, bir duyusal özelliğin işlenmesinde
ve her hangi bir uyaranın özel ayrıntılarına (kırmızı araba)
odaklaşabilmeyi sağlarken, posterior pariyatel korteks ise zaman
ve mekanda yönlendirmeyi sağlayan dikkat verme işlemini sağlar.
Bu alanlarla birlikte prefrontal korteks ise dikkati düzenlemede,
yönlendirmede, dikkatin sürdürülmesinde, ilişkisiz uyaranların
ketlenmesinde ve benzeri gibi yüksek zihinsel faaliyetlerin
yönlendirilmesinde etkindir.
Gördüğümüz
gibi dikkat olayı, çok komplike ve karmaşık bir çok süreci içerisinde
barındırır. Dikkat sisteminin bir merkezi olmadığına inanılmakla
birlikte, beynin tamamıyla da ilgili olmadığı düşünülmektedir.
(Güneş, 2004, s: 2: 82).
MESULAM
VE POSNER'İN DİKKAT MODELLERİ
Beyinde bilginin seçici olarak işlenmesinde özgün dikkat işlemleri
rol oynamaktadır. Dikkat işlemleri de farklı beyin bölgelerinin
aralarında karşılıklı yoğun bağlantılar oluşturduğu sinir ağları
sistemi tarafından yürütülmektedir. Bu ilkeden yola çıkan ve
görsel dikkat süreçlerini sinir ağlarıyla açıklayan paralel
bilgi işleme kuramına uygun iki model ileri sürülmüştür (Posner
ve Petersen, 1990, Posner ve Raichle, 1997, Mesulam1990). Her
iki modelde de uzaysal dikkat süreçlerinde sağ pariyetal ve
singulat korteksin önemli rolü vardır. Posner'in modeli sinir
ağları içindeki farklı bileşenlerin gerçekleştirdiği işlevleri
ön plana çıkarırken, Mesulam 'ın modeli sinir ağlarının bütününe
yapısal bir özgüllük yüklemektedir. (Alıntı: Kılıç, 2005, s:
16 ( 2 ) :114).
MESULAM'IN
DİKKAT MODELİ
Mesulam'ın modeline baktığımız zaman farklı kortikal bölgelerin
birbirini etkilediği bir dikkat ağı modelinden bahsettiğini
görürüz. Bu birbirinden farklı ama aynı zamanda bağlantılı olan
bu bölgeler genel olarak retiküler aktivasyon sistemi içerisinde
yer alırlar. Bu bölgeler spesifik olarak posterior pariyetal
korteks, singulat korteks ve frontal kortekstir. (Güneş, 2004,
s: 2: 83).
Bu kurama
göre zamanda, mekanda dikkat yönlendirmek bu bölgelerde temsil
edilir. Pariyetal korteksin bu sistemdeki görevi dış dünyaya
ait temsili haritaları oluşturmaktır. Singulat korteks ise motivasyonel
durumun uzaysal dağılımını düzenlemektir. Frontal kortekse baktığımız
zaman ise, bu korteksin incelemek, görsel olarak tarama yapmak,
ulaşmak ve odaklanmak için gerekli olan motor programları koordine
etmekle görevli olduğunu görürüz. Retiküler bileşen ise gerekli
olan uyanıklığı sağlayan sistemdir. (Güneş, 2004, s: 2: 83).
Şekil:
Mesulam'ın nöroanatomik dikkat algı modeli (Mesulam, 1990)
FEF Frontal göz alanı PG Posterior parietal korteks
POSNER'İN
DİKKAT MODELİ
Posner'in ileri sürdüğü kuramın temeli ise, ön ve arka olmak
üzere iki dikkat sisteminin varlığına dayanır. Arka dikkat sistemi
yönelimden sorumludur. Arka pariyetal korteks, üst kollikulus
ve talamik pulvinar çekirdeğinden oluşur. Pariyetal korteks
dikkatin daha önce odaklanmış olduğu objeden uzaklaştırılmasında
etkindir. Üst kollikus dikkatin istenilen hedefe kaydırılması
ile ilgilidir. Pulvinar ise dikkatin yöneltilen uyaran üzerinde
sabit kalmasını sağlar. ( Kılıç, 2005, s: 16 ( 2 ) : 114 ).
Ön dikkat
sistemine baktığımız zaman ise bu sistemin de ön singulat girus
ile orta hat frontal lob alanlarından meydana geldiğini görüyoruz.
Amaca yönelik davranma ve uyaranın belirlenmesi gibi rollerle
dikkat işlemi üzerinde etkindir. (Kılıç, 2005, s: 16 ( 2 ) :
114-115 ).
Yapılan
çeşitli çalışmalar sonucunda bu modelin birbiriyle bağlantılı
üç sinir ağıyla işlevsel olduğu ortaya konulmuştur. Bunlardan
birincisi, yönetim ile ilgili yönetici denetim ağıdır. Bu ağ
ön singulat girusu içinde bulunduran orta hat frontal yapılar,
yardımcı motor alan ve bazal ganglionları kapsamaktadır. Amaca
yönelik davranışın denetimi, hedef ve hata saptama, çatışmaların
çözümlenmesi ve otomatik yanıtların ketlenmesi bu bölümde gerçekleştirilir.
İkinci ağ ise uyanıklıkla ilgili olan ve sağ frontal ve sağ
pariyetal lob ile lokus seruleusu içinde barındırır. Tepkiye
hazırlık halinin ve uyanıklığın sürdürülmesi gibi dikkat ile
ilgili işlemler burada gerçekleştirilir. Son olarak üçüncü ağ
ise yönelim ağıdır ve her iki üst pariyetal lobu ve talamusu
kapsar. Dikkatin yeni hedefe yönlendirilmesi bu ağda gerçekleştirilir.
(Kılıç, 2005, s: 2: 114 -115).
Şekil
: Posner'in dikkat ağları modeli (Webster ve Underleider'den
alınmıştır).
DİKKAT
MEKANİZMASINDA GÖREVLİ BAŞLICA BEYİN MEKANİZMALARI VE DİKKAT
PROBLEMLERİ
İnferior
Temporal Korteks
Dikkat ile ilgili beyin mekanizmalarına daha spesifik olarak
baktığımızda ise ilk olarak inferior temporal korteksten bahsetmek
gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz kuramlar çerçevesinde bu merkezin
dikkat üzerindeki rolü hakkında bilgi sahibiyiz. Genel olarak
bu merkez, renk gibi görsel bilgilerin işlenmesinde özgünleşmiştir.
Bu merkezde gerçekleştirilen görsel uyaranın işlenmesi iç ve
dış nedenlere bağlı olarak artırılabilir yada azaltılabilir.
Bu merkezde bulunan nöronlar herhangi bir objeden gelen uyarana
karşı uyarılmaya hazır oldukları gibi aynı uyarana karşı ilginin
kaybına da hazırdırlar. Yani sürekli olarak devam eden bir uyarana
karşı, burada bulunan nöronlar bir süre sonra daha az tepkide
bulunmaya başlarlar.
Görsel uyaranların
işlenmesi sadece tekrar yolu ile değil aynı zamanda görsel alanda
yer alan yakın bir uyaranla yarışma halinde de azalabilir. Yani
var olan iki uyaran birbirine baskılayıcı etki yaparlar.
Bir renge
dikkat etme işlemi sırasında sinyaller, V4 hücrelerindeki ateşlemeyi
artırarak ödüllendirirken, ilişkisiz renkler ateşlemeyi azaltır.
İnferior temporal kortekste yer alan nöronlar eğer baskılayıcılar
yada çeldiriciler yoksa kısa ertelemelerle bilgiyi on-line tutarlar.
Sinyaller V4 hücrelerinde ki ateşlemeyi artırırken bu işlem
prefrontal kortekse danışılarak gerçekleştirilir. Bu durum özellikle
sıkıcı görevler sırasında dikkatin sürdürülmesine yardımcı olur.
Böylece Prefrontal korteks ve pariyetal korteksten gelen projeksiyonlar
görsel kortekste seçici dikkati sağlar.
|
Tip
|
Bozukluk
|
Olası
lezyon alanı
|
|
Şekil
ve patern agnozisi
|
-
|
-
|
|
Nesne
agnozisi
|
Gerçek
nesnelerin tanınması, kullanılması ve isimlendirilmesi
|
Solda
18, 20, 21. alanlar ve korpus kallosum
|
|
Çizim
agonisi
|
Çizilen
nesnelerin tanınaması
|
Sağda
18, 20, 21. alanlar
|
|
Prosopagnosia
|
Yüzlerin
tanınaması
|
Ikitaraflı
20, 21. alanlar
|
|
Renk
agonisi
|
|
|
|
Renk
agonisi
|
Nesnelerle
renklerin ilşkilendirilmesi
|
Sağda
18. alan
|
|
Renk
kuralsızlığı
|
Renkleri
isimlendirememe
|
Konuşma
zonu yada 18, 37. alanlardan bağlantılar
|
|
Akromotopsia
|
Renkleri
ayırt edememe
|
18,
37. alanlar
|
|
Derinlik
ve hareket agnozisi
|
-
|
-
|
|
Viziospasyal
agnozi
|
Steroskopik
görme
|
Sağda
18, 37. alanlar
|
|
Hareket
agnozisi
|
Nesnelerin
hareketini ayırt etmek
|
Iki
taraflı medial temporal alan
|
Posterior
Pariyetal Korteks
Posterior pariyetal korteksin dikkat üzerindeki etkisine baktığımızda
ise, bu bölgenin özellikle dikkati vermede önemli rol oynadığını
görürüz. Hareket ve mekan, nicelik ve mekan haritalarının yapılandırılmasının
analizi ve dikkatin zaman ve mekanda yönlendirilmesi gibi işlemler
bu kortekste gerçekleştirilir. Bazı araştırmacılar, bu korteksin
algılamayı sağlayarak mekandaki pozisyon ile ilişkilendirmeden
sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. (Coull ve Nobre, 1988, Mesulam
2000).
Bu bölge
ile ilgili bahsetmeye değer önemli bilgilerden biride kontralateral
ihmal sendorumudur. Bu sendrom, sağ hemisfer posterior pariyetal
korteks beyin lezyonu olan hastaların görsel alanlarının sol
tarafındaki algıların kaybı ile ilgilidir. (Ramachandran ve
Blakeslee, Bloom ve Lazerson, s: 354-356 ).
Aşağıda kontalateral neglect/ihmal sendromuna ilişkin resimler
sunulmuştur;
Şekil:
Kontralateral Sendomuna sahip bir hasta baktığı objenin sol
tarafını algılayamaz.
Şekil: Kontralateral Sendromda beynin lezyonlu bölgesi.
Şekil:
Kontralateral İhmal sendromu olan bir hastanın bir tabloyu algılaması.
Şekil:
(a) Hastadan kağıt üzerindeki bütün A harflerini işaretlemsi
isteniyor hasta sol tarafında yer alan A harflerini algılayamıyor.
(b) Hastaya önünde duran evin aynısı çizmesi söyleniyor hasta
evin sadece sağ tarafını algılayıp çizebiliyor.
Şekil:
Kontralateral İhmalin beyinde temsili.
Posterior
pariyetal korteks ile görsel mekansal dikkat arasındaki ilişki
maymunlar üzerinde yapılan araştırma kayıtlarıyla doğrulanmıştır
( Robinson ve ark., 1995 ). Yapılan araştırmalarda hayvanın
uyaranın olduğu bölgeye dikkatini vermesiyle bu korteksin 7a
bölümünde yer alan nöronlarının ateşlendiği görülmüştür. 7a
bölgesinde yer alan nöronların görsel mekanın haritalarını oluşturdukları
ve bilgiyi dosolateral posterior pariyetal kortekse taşıdıkları
ileri sürülmüştür.
Hem Posterior
pariyetal korteks hem inferior temporal korteksin dikkat üzerinde
önemli etkileri olmakla birlikte, dikkatle ilgili en yüksek
zihinsel faaliyetler prefrontal kortekste gerçekleşmektedir.
Prefrontal
Korteks
Prefrontal korteks tasarımsal bilgiyi kullanır, bu durum hem
harekete hem de dikkate rehberlik eder. Böylece uygunsuz davranışları
ketlemeyi ve ilgisiz uyaranların işlenmesini zayıflatmayı sağlar.
(Godefroy ve Rousseaux, 1996, Goldman ve Rakic, 1996, Robbins,
1996, Knight ve ark., 1999).
Prefrontal
korteksinde lezyon olan hastalarda dikkatin kolayca dağıldığını
görebiliriz. Ayrıca bu kişilerin konsantre olması ve dikkati
düzenlemeleri de zayıftır. Bu bölgenin lezyonlu olması dikkatin
sürdürülmesini de olumsuz yönde etkiler, ayrıca yeni oluşan
duyusal girdilere kapalı olma, bu yeni bilgilere ket vurma yeteneği
önemli ölçüde azalır. Bu bölgede meydana gelen lezyonlarda dikkati
bölüp başka bir tarafa odaklandırma yada dikkati kaydırma bozulur.
Bu tür dikkat problemi sol superior prefrontal korteks lezyonlarıyla
ilişkilidir.
Prefrontal
korteks dikkatte değişiklik yapabilme ve onu kontrol edebilme
kapasitesine de aracılık etmektedir. Özellikle seçici dikkat
işlemleri sırasında yoğun bir prefrontal korteks aktivasyonu
ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle prefrontal lob lezyonlarında
dikkat fonksiyonlarının sıklıkla bozulduğu görülmektedir. Bu
beyin bölgesinde lezyonu olan hastalarda uyarana yanıt vermede
gecikme, dikkatin odaklanamaması veya çeldiricilerden kolayca
etkilenme gibi dikkat sorunları göze çarpmaktadır.
Prefrontal
korteksin dikkat üzerindeki önemli etkilerinden bir diğer ise
dikkatin kaydırılmasıdır. Dosolateral prefrontal korteks lezyonlarında
ekstradimansional dikkat kaydırma performansın bozulduğu görülmüştür.
Winconsin Kart Eşleme Testiyle, Dosolateral prefrontal korteks
lezyonun etkilerini belirlemek için yapılan çalışmada hayvanın
dikkatini çizgilerden şekillere kaydırmakta zorlandığı görülmüştür.
(Robbins, 1996).
Dikkatle
ilgili beyin mekanizmaları ve bu mekanizmalarda meydana gelen
lezyonlar sebebiyle, dikkatin nasıl etkilendiği üzerine yapılan
çalışmaların çok eski yıllara dayandığını görmek mümkündür.
Yüz yıldan daha fazla bir süre önce Ferrier ve ardından Bianchi
makak maymunlarında bilateral frontal lob lezyonlarının dikkati
ağır bir şekilde bozduğunu gözlemlediler. Bu bilgi serebral
korteksin dikkat işleviyle ilişkisini ortaya koyar bir nitelikteydi.
Bu bilgiler ışığında dikkat üzerine ilgiler daha da fazlalaştı
ve yeni çalışmalar yapıldı. 1949 yılında Moruzzi ve Magoun'un
yayınladıkları çalışma sonuçları ilgiyi hızla beyin sapına yönlendirdi
( Mesulam, 2000, s: 181).
Broadbent
ve Hernandez-Peon'un çalışmaları ise beyin sapı, retiküler aktivasyon
sisteminin kontrolü altındaki periferik bir filtrenin dikkat
edilmeyen mesajları duysal reseptör düzeyinde inhibe ederek
seçici dikkati ortaya çıkardığını ileri sürdüler. (Alıntı: Mesulam,
2000, s: 181-182).
Günümüzde
artık neokorteks, talamus ve beyin sapının seçici dikkatin modülasyonunda
beraberce yer aldıkları ve bu işlevin daha karmaşık yönlerinin
neokortikal mekanizmayla yürütüldüğü düşünülmektedir. (Alıntı:
Mesulam, 2000, s: 182).
DİKKAT
MEKANİZMASINDA ETKİLİ OLAN BAZI NÖROTRANSMİTTERLER
Dikkat mekanizmasında
önemli etkilere sahip olan nörotransmitterlerin başında dopamin
ve norepinefrin gelmektedir.
Dopamin
maddesi prefrontal korteks üzerindeki etkilerini D1/1D5 ve D4
reseptörleri üzerinden yapar ve prefrontal korteks üzeindeki
etkileri ters U şeklinde gerçekleşir. Olması gerektiği düzeyde
dopamin salgılaması prefrontal korteksin işlevlerini yerine
getirebilmesi için gereklidir. Ancak üst düzeyde dopamin salgılanımı
dikkat edebilmeyi negatif yönde etkilemektedir. Aynı şekilde
az miktarda dopamin salgılanımı da dikkati, motivasyonun yeterli
düzeye ulaşamamasından dolayı olumsuz olarak etkilemektedir.
Az miktarda dopamin salgılanımı motivasyonu engeller.
Dikkat eksikliği
ve hiperaktivite bozukluğunu ele aldığımızda, bu problemin negatif
etkilerini aza indirgemek için kullanılması tercih edilen rispedral
ve ritalin gibi ilaçların kişi üzerinde ki etkisi, fazla miktarda
salgılanmakta olan dopamini inhibe ederek, beyindeki dopamin
miktarını normal seviyede tutabilmektir.
Diğer bir
nörotransmitter olan nöropinefrin ise postsinaptik a2A reseptörleri
üzerinden etki ederek prefrontal korteks işlevini dopaminle
benzer şekillerde iyileştirir. (Arnsten, 2000).
DİKKAT
EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukluk çağında
görülen en sık rahatsızlıklardan biridir. Bu psikiyatrik rahatsızlık
tedavi edildiğinde belirgin düzelmeler göstermekle birlikte,
tedavi edilmediği durumlarda ise, erişkinlik. dönemine kadar
bir çok sosyal ve psikiyatrik soruna neden olabilir. (Hechtman,
1996, Ekşi, 1999, s:270).
Bu bozukluk,
dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtilerinin
görüldüğü, ömür boyu sürebilen bir bozukluktur. (Oncu ve Olmez,
2004, s: 15 ( 1 ) : 42).
Konu ile
ilgili araştırmalar dikkat bileşenleri, yönetici işlevler (işlem
belleği ve ketleme) ve enerjik mekanizmalar üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Ayrıca dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun güdülenimle
olan ilişkisini vurgulayan araştırmalarda bulunmaktadır. (Alıntı:
Kılıç, 2005, s:16 ( 2 ): 114).
Yapılan
klinik çalışmalar sonrasında DEHB'de hem dorsalateral prefrontal
korteks, hem de orbitofrontal kortekste işlev bozukluğunun olduğuna
dair sonuçlara ulaşılmıştır. (Kılıç, 2005, s: 114).
Dikkat eksikliği
ve hiperaktivite bozukluğunun ne ile ilgili olduğu konusunda
yapılan çalışmalar sonucunda yönetici işlev bozukluklarının
etkin olabileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir. (Kılıç, 2005,
s: 116).
DEHB'nin
nedenleri arasında psikososyal, biyolojik, genetik ve ailesel
sebeplerinde olabileceğine dair fikirler ileri sürülmekle birlikte,
kesin sonuçlara ulaşılamamıştır. (Erdoğan, 2002, s: 5: 146).
DEHB'nin
sebepleri üzerinde yapılan bir çok çalışma sonucunda elde edilen
veriler, aşırı hareketlilik ve motor hareketlerin düzenlenmesindeki
bozulmaların frontostriatal yapılardaki bozulmalarla ilişkili
olduğuna işaret etmektedir. (Erdoğan, 2002, s: 147).
DEHB olan
çocukların temel özellikleri arasında dikkat dağınıklığı, dikkati
toplama güçlüğü, dikkat süresinin kısalığı ve dikkatin kolaylıkla
dağılabilir olması vardır. DEHB olan çocukların temel özellikleri
arasında bir uyaranın seçilmesi ve diğerlerinin baskılanmasını
içeren yönelim sürecinde bozulmalar yer alır. Bu tür işlemlerin
beynin her iki superior parietal lobuyla birlikte, talamus ve
orta beyinde yapılandırıldığını hatırlarsak, bu bölgedeki lezyonların
DEHB'de etkin bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan
DEHB görülen çocuklarda gözlenen bir hedefin belirlenmesi, zihinsel
işlevlerin başlatılıp sonlandırılması, davranışın belli bir
amaca yönlendirilmesi gibi sorunlar frontal bölge, anterior
singulat girus ve bazal ganglionların işlevi olduğuna göre bu
durumda bu bölgelerde meydana gelen bozuklukların da yönetici
denetimini bozarak DEHB'ye sebep olduğunu söyleyebiliriz. Diğer
bir boyutta DEHB görülen çocukların genel özellikleri arasında
yer alan vijilans etkisinin olmayışı, bir sağ frontal lob işlevi
olduğundan bu bölgede yer alan bir lezyonun DEHB'de etkin olabileceğini
de düşünebiliriz. (Erdoğan, 2002, s: 147).
DEHB olan
çocuklarda yapılmış olan frontal bölge beyin incelemeleri sonucunda,
DEHB olan çocukların frontal loblarının normallere oranla daha
küçük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bazı araştırmalar ise sağ
frontal lobun soldan küçük olduğunu ortaya koymuştur. (Shaywitz
ve ark, 1983, Hynd ve ark., 1990).
DEHB tanısı
konmuş çocuklarda yapılan pariyetal bölge çalışmaları sonucunda,
parietal ve subkortikal bölgelerde sol hemisferin glukoz kullanımının
sağ hemisferden daha düşük olduğunu sonucuna varılmıştır. (Lou
ve ark., 1990). Pariyetal lobun görsel uyaranların uzaydaki
yerleşimleri ilgili bir işleve sahip olduğunu biliyoruz. Bu
durumda DEHB'de görüğümüz dokunsal ve görsel algılama bozukluklarının
ağırlıklı olarak sağ hemisfer parietal lob lezyonlarına bağlı
olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. (Tanrıdağ, 1994).
Kaynaklar:
1. MESULAM, M. Marsel; "Davranışsal ve Kognitif Nörolojinin
İlkeleri", Çev. İ. Hakan GÜRVİT, Yelkovan Yayıncılık, Ocak,
2004.
2. BAYMUR, Feriha; "Genel Psikoloji", İnkilap Kitabevi,
Şubat, 1994.
3. GÜNEŞ, Emel; "Dikkat Mekanizmaları", Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Mecmuası, Cilt:57, Sayı:2, Ankara, Mayıs 2004.
4. ALKAN, Serkan, ERDOĞAN, Emel, KARAKAŞ, Sirel, SAK, Lale,
SOYSAL, A. Şebnem, ULUSOY, Tacettin, ULUSOY, İnanç Yüceyurt;
"Stroop Testi TBAG Formu, Türk Kültürüne Standardizasyon
Çalışmaları, Güvenirlik ve Geçerlik", Klinik Psikiyatri
Dergisi, Sayı: 2, Ankara, 1999.
5. KILIÇ, Birim Günay; "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite
Bozukluğunun Nöropsikolojisine İlişkin Kuramlar ve Araştırmalar"
, Türk Psikiyatri Dergisi, Cilt: 16 ( 2 ), Ankara, 2005.
6. Ramachandran & Blakeslee; "Contralateral Neglect
Syndrome", Chapter 6 and 7.
7. Bloom & Lazerson; "Contralateral Neglect Syndrome",
Chapter 11.
8. ERDOĞAN, Emel; "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda
Frontal Ve Pariyetal Bölge Disfonksiyonları", Klinik Psikiyatri
Dergisi, Cilt/Sayı: 5, Ankara, 2002.
9. HALL, Albert Long; "Üçüncü Bilgi İşleyen Makine Olarak
Beyin", Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 23-24 Aralık,
2005.
10. IRAK, Metehan ve KARAKAŞ, Sirel; "Yüksek ve Düşük Dikkat
Performansı Gösteren Bireylerin Olay-İlişkili Potansiyel ve
Gamma Tepkileri", Klinik Psikiyatri Dergisi, Cilt/Sayı:
5, Ankara, 2002.
11. OLMEZ, Şenay ve ONCU, Bedriye; "Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu Olan Erişkinlerde Noropsikolojik Bulgular",
Türk Psikiyatri Dergisi, Cilt/Sayı: 15 ( 1 ), Ankara, 2004.
12. EKŞİ, Aysel; "Ben Hasta Değilim", Nobel Tıp Kitabevleri,
İstanbul, 1999.
13. ÖKTEM, Öget; "Davranışsal Nörofizyolojiye Giriş",
Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul, 2006.